Stalin’in Yaşarken İşittiği Son Şey: Mozart Piyano Konçerto No.23 ve Maria Yudina

ve bir de size uyarlanmış bir yorum

1960’lı yılların müzik dünyasının gerçek bir efsanesi olan Yudina, seyirciler tarafından ayakta dinlenen ve sahneden indirilmeyen bir piyanistti. Dâhi bir piyanist olan Maria Veniaminovna Yudina, dünya nimetlerine itibar etmeyen yaşam tarzıyla bilinirdi. Kitaplardan zor geçilen küçük bir dairede yaşıyordu. Tek bir elbise, bağı olmayan bir spor ayakkabısı, kiralık piyanosu nedeniyle daimi bir borcu ve kendisinin sürekli yetersiz besleniyor olmasına rağmen on tane de kedisi vardı. Fakat o yine de hiçbir zaman uyarılara kulak asmadı. Nihayetinde sanatçının her zaman kıt kanaat geçinmesi gerektiğine inanırdı.

1899’da Nevel’de dünyaya gelen Maria Veniaminovna Yudina’nın bağımsız karakteri ve zapt edilemez mizacı, çocukluğundan itibaren onu diğerlerinden ayrı kılmıştı. Çok yönlü olan ilgi alanları müzikle sınırlı değildi. Bununla birlikte altı yaşındayken piyano dersleri aldı, on üç yaşında ise St. Petersburg Konservatuvarı’na girdi. Gençliğinde, müzik derslerinin yanı sıra, doğduğu şehir olan Nevel’de felsefe topluluğuna gitti. Orada, hayatının son gününe kadar arkadaşlığını ve mektuplaşmayı sürdürdüğü Mihail Bahtin ile tanıştı. Yudina’nın her türlü müzik eserini kendi felsefi bakış açısıyla yorumlayıp, birçok eseri aslında olması gerektiğinden farklı bir biçimde çalması onu diğer piyanistlerden ayırıyordu.
Maria, Yahudi bir ailede doğduysa da 1919 yılında vaftiz oldu ve Assisili Francesco’ nun tutkulu bir hayranı hâline geldi. Hayatının son yıllarında ise Ortodoks olmuştur. Yaşamı boyunca kendini dine adamış ve hiçbir şeye rağmen inançlarından vazgeçmemişti. Bundan dolayı, 1930 yılında Leningrad Konservatuvarı’ndan ve 1960 yılında da Gnessin Enstitüsü’nden (Gnessin Russian Academy of Music ) atıldı. Halka açık konserler vermeye devam eden Maria’nın ses kayıtları engellendi. Leningrad’da Boris Pasternak’ın şiirini sahnede okuduktan sonra beş yıl konser vermekten men edildi. Onu tanıyanların söylediklerine göre Maria bir muhalif değildi. Hiçbir beyanda bulunmadı, protesto yazıları yazmadı ve halkı gösterilere çağırmadı. Acı çekenlere daima yardım etti ve sürgün cezasına çarptırılan arkadaşları için elinden geleni yaptı. Lâkin içinde yaşadığı rejim uzlaşılmazdı.

Fakat ona ‘Stalin’in gözde piyanisti’ adını verdiler. Neden? 1944 yılında gerçekleşen hadiseyi, 20. yüzyılın en büyük bestecilerinden Dmitri Şostakoviç kendi kitabı Tanıklık’ta olayı şöyle anlatıyor:

Bu konçertoya ilişkin ilginç bir hikaye su şekildedir.

Stalin, birkaç gün boyunca kimseye görünmemişti. Çok fazla radyo dinliyordu. Bir gün, radyo yönetimini arayarak bir önceki gün dinlediği, Mozart’ın 23.Piyano Konçertosunun ses kaydı olup olmadığını sordu. “Piyanist Yudina çalmıştı,” diye ekledi. Stalin’e elbette kaydın olduğunu bildirdilerse de, aslında hiçbir kayıt yoktu. Konser stüdyodan yayınlanmıştı. Ancak Stalin’e “Hayır” demenin sonucunda neler olabileceğini kimse bilmiyordu. İnsan yaşamının onun için hiçbir değeri yoktu. Ona sadece, “Evet efendim,” deyip başınızı eğebilirdiniz. Çılgın bir adamın karşısında yapılabilecek tek şey buydu!
Stalin, Yudina’nın Mozart performansının ses kaydını yazlık evine göndermelerini emretti. Radyo yönetimi panikteydi, fakat bir şeyler yapmak gerekiyordu. Aynı gece, Yudina’yı ve orkestrayı stüdyoya çağırıp bir ses kaydı oluşturdular. Yudina dışında herkes korkudan titriyordu. Daha sonra Yudina, bana, orkestra şefinin korkudan hiçbir şey anlamadığı için eve gönderilmesi gerektiğini söyledi. Titreyen, her şeyi karıştıran ve orkestrayı sadece rahatsız eden ikinci bir orkestra şefi çağırıldı. Nihayet, getirilen üçüncü orkestra şefi ses kaydını tamamlamayı başarabilmişti. Sanırım bu olay ses kayıt tarihinde benzersiz bir durum: Demek istediğim, bir gecede üç kere orkestra şefi değiştirmek zorunda kaldım. Yine de ses kaydı sabaha hazırdı. Ertesi gün tek bir kopyasını hazırlayıp onu Stalin’e yolladılar. Evet, bu rekor bir ses kaydıydı. Yalakalığın rekoru! Bu olaydan çok geçmeden Yudina’ya içinde yirmi bin ruble olan bir zarf geldi. Kendisine, bunun Stalin’in kişisel bir talimatı olduğunu söylediler. Daha sonra Yudina, Stalin’e bir mektup yazdı. Ondan gelen mektubu ve hikâyenin inanılmaz göründüğünü biliyorum. Ancak, Yudina’nın pek çok tuhaflığı olmasına rağmen, kesin tek bir şey söyleyebilirim: O asla yalan söylemezdi. Eminim bu doğrudur. Yudina, kendi mektubunda şöyle yazdı: “Desteğiniz için teşekkür ederim Josef Visaryonoviç. Sizin için gece gündüz dua edeceğim ve Tanrı’dan, halka ve ülkeye karşı olan büyük günahlarınızı affetmesini dileyeceğim. Tanrı merhametlidir. Sizi affedecektir.”

Daha sonra Yudina, akılları durduracak bu mektubu Stalin’e yolladı. Stalin yakın çevresinin yanında mektubu okudu ve tek bir kelime etmedi, kaşını bile oynatmadı. Mektup Stalin’e verilmeden önce okunduğundan doğal olarak Yudina hakkındaki tutuklama emri hazırlanmıştı. Ancak, Stalin sessiz kaldı. Kaşlarının, sadece tek bir anlama gelebilecek olan beklenen hareketi gerçekleşmedi.
Dokuz yıl sonra, Stalin yazlığında ölü bulunduğunda pikapta Yudina’ya ait Mozart’ın 23. Piyano Konçertosu’nun ses kaydının bulunduğu söylenir. Bu, kendisinin duyduğu son şey olmuştu. Yudina ise Stalin’den 17 yıl sonra hayata gözlerini yumdu. Mezarı, Moskova’daki uğrak noktalarından biridir.

Konçertonun 2. yani adagio bölümü inanılmaz güzellikte;adeta ilahi bir güç ve sevgiyi veriyor yüreklere! Ayrıca dikkati çeken bir yani orkestralaması için timpani, trompet ve obua kullanılmadığı gibi klarnetlerin olmasıdır diyor yorumcular. Bu konçerto Mozart’ın orkestralamada klarnet kullandığı 3 piyano konçertosundan birisiymiş.

haluk’un
dizelerdeki
aşk ve müzik hikayeleri

sevdayı bulmak

tarif edilesi değil
bilinmez
nerede ve nasıldır sonu her yolun
ağıtlar
dualar olsa
hıçkıran yürekler kalsa geride
neye yarar yaşarken
inanmamışsa
kardeşliğe barışa
bırakmamışsa anılarda
bir kaç güzel nota
sevdayı
hiç anlamamış
ve bulamamışsa

13 01 2019 13.14
Bu eserin özellikle adagio bölümü harika!
İlahi bir tat var bu notalarda….
Hele bir de böylesine bir diktatörün hayatına bile
etki edebilmiş olması ,
ütopik bile gelse hala sevgi ,barış ve kardeşilik
gibi değerlerin anlamını anlatıyor insanlığa…..
Stalin’in Yaşarken İşittiği Son Şey: Mozart Piyano Konçerto No.23 ve Maria Yudina

Reklamlar

söz ver

 

haluk’un
dizelerdeki
aşk ve müzik hikayeleri

söz ver

diyorsun ki
ayrılıp gittiğinden beri
sordun mu hiç kendine
nasıldır memleketim
merak ettin mi
anıların
gezinmekte midir hala caddelerinde
dönmüş olsan geriye
düşün
içindeki çocuk canlanır mı
sahildeki meltemle
ve yürür mü yine caddelerde
palmiyelerin eşliğinde
çeker mi kokusunu
yaseminlerin
portakal çiçeklerinin derin derin
çekinme
dönersen
bekler bulacaksın
eskisi gibi yerli yerinde her şeyi
denize serilmiş gökyüzünü masmavi
ve çamları eteklerinde yayların serinliğini
elveda demediğini umuyor
ve bekliyorum
söz ver
döneceksin bir gün değil mi

yusuf haluk yorulmaz
06 01 2019 14.09
“Torna A Surriento”
Napolitenlerin en güzellerindendir, bilir siniz !
surriento, italyancasıyla sorrento, bugüne bugün Napoli eyaletinin, Campania bölgesinde ufak bir sahil şehri; şarabıyla, zeytinyağıyla, turunçgilleriyle ünlü bir sayfiye mekanıdır. Bir aşk hikayesidir eser ama aşkta nasıl aşk hani? memleket aşkı!
Ne zaman dinlesem memleket hasreti depreşir ve anımsarım
çocukluk ve gençlik yıllarımızdaki saf sevgiyi,
nefretin kol gezmediği günleri!
Sevilesi güzel diyar, ana baba ocağım MERSİN’im….
Şimdi çok uzağında kalmış da olsa o muhteşem zamanlar
ne mutlu ki hala o zamana ait arkadaşlarım var ,
hala buluşabilme ve o günleri yad edebilme şansımız var….

vazgeçmiş aşk senden

haluk’un
dizelerdeki
aşk ve müzik hikayeleri

vazgeçmiş aşk senden

hiçe sayarak
ellerindekileri
tek söz etmeden
geçiyorsun
ötelerine sınırların
kaçıp geçmişinden
ve bile kendinden
düşünmeyip sonrasını
gidiyorsun ya
bulabilmek için aşkı yeniden
bilmediğinden besbelli
sanrıların olacak
mevsimler yıllar
hüzünler
kederler ise bedeli
yokluğa sarılmış bulacaksın
nihayetinde kendini
çok geç olacak belki
ama anlayacaksın ki
vazgeçmiş
aşk senden
alıp gitmiş masumiyetini

yusuf haluk yorulmaz
07 12 2018 13.11
YANNI – INSPIRATO 2014 — Ode alla Grecia (End of August), Placido Domingo

bir kaç nota yeterli&max richter

haluk’un
dizelerdeki
aşk ve müzik hikayeleri

bir kaç nota yeterli

kumsala erişen dalgaların sükunetini
deniz kabuklarında saklı hikayelerin gizemini
uçurtmayı göklere salan çocuğun neşesini
içindeki çocuğu kaybetmeyenlerin
gökyüzüne yüz sürebilmesini
anlayabilmek için
bir kaç nota yeterli
hiç bir maddi gücü
parayı pulu önemsemeden
ölümlü dünyanın ötesine girebilmeyi
karanlıkların içinden
gecelerden ışımaya geçebilmeyi
huzursuzlukları yenebilmeyi
hiçliğin hırkasını giyebilmeyi istiyorsan eğer
bir kaç nota yeterli

yusuf haluk yorulmaz
25 11 2018 18.13
max richter – on the nature of daylight (entropy)
dinlerken başka alemlere gittiniz mi?

sonsöz

haluk’un
dizelerdeki
aşk ve müzik hikayeleri

sonsöz

önsözü olur elbet her hikayenin
gerisi ise
yanlışları
doğruları
izleriyle senin
yazıyorsun ya yolculuğunu
hatırlatayım
ne yapsan buldun karşılığını
sonrası da olacak
tasalanma
her şey senin
yürürken yoluna
sonsöze kalmadan
hoş bir seda için
keşfet yüreğindeki sevgiyi
en güzeli
budur derim

yusuf haluk yorulmaz
25 11 2018 16.46
Bliss – Epilogue
ilk kez polikilinik yaparken duymuştum eseri:
insanı etkiliyor değil mi?

Orphe ve Eurydice

 

ORPHE VE EURYDICE (ORFEO ED EURİDİCE)
Üç perdelik operadır.
Metin: Raniero de Calzabighi.
Bestecisi:Christoph Willibald Gluck
İlk oynanış: 1762 Viyana.
Başlıca kişiler: Orfeo (Alto veya Kontralto), Amor (Soprano), Euridice (Soprano).
Konunun kaynağı: Grek Mitolojisi.
Konusu:
Orfeo’nun sevgili eşi Euridice’yi bir yılan sokup öldürünce zavallı genç mezarı başından ayrılmaz olmuş, büyük acısının etkisiyle durmaksızın ağıt söylemeye koyulmuştur. Tanrılar durumuna acıyıp Aşk Tanrısı Amor’un aracılığıyla ona yer altındaki ölüler ülkesinden karısını alabileceğini bildirirler. Tek şart, yeryüzüne dönünceye dek Euridice’nin yüzüne bakmayacaktır. Orfeo ruhlar ülkesine iner, eşini sorar ruhlara, biraz sonra onun yüzü tülle örtülü olarak yaklaştığını görür, gözlerini kapar, ikisi de yeryüzüne yönelirler. Orfeo gözleri kapalı olarak eşini götürmekte ve tanrılara şükretmektedir. Euridice bu duruma bir anlam verememiştir. Orfeo’ya kendisine neden bakmadığını sorar, Orfeo nedenini açıklamak istemez, kadın üsteleyince gözlerini Euridice’ye çevirir, kadın cansız düşer yere… Orfeo gene ağıtlarını söylerken yardıma Amor yetişir, tanrılar tarafından bağışlandığını bildirir. Opera Amor tapınağındaki kıvançlı ve mutlu törenle sona erer.
‘Orfeo ed Euridice’ Gluck’un müzikli oyun sanatında yapılmasının gerekli olduğuna inandığı devrimleri gerçekleştirdiği eserdir Operanın yapısında sözle müziğin özlü bir çabayla bağdaştırıldığı, konu ve dramatik yapının ön planda gözetildiği kolayca anlaşılır. O çağ için alışılmamış bu atılgan doku etkisini yüzyıllara iletecek, ‘müzikli dram’ türünün ana kurallarına temel olacaktır.

Çeşitli performans ve yorumları sunacağım sizlere!…Bir de öz kaynaklarımızdan örnek var ( müzik otoritesi değilim ama yine de başarılı bulduğumu söylemeden geçemeyeceğim.)Keyifli bir zaman geçirmeniz dileğiyle!…..

Samson ve Delilah

 

 

Üç perdelik operadır.
Metin: Ferdinand Lemaire.
Bestecisi:Camille Saint-Saëns
İlk oynanış: 1877 Weimar.
Konunun geçtiği çağ ve yer: İ. Ö. 12. yüzyılda Filistin.
Samson ve Delilah hikayesi, İsrail ve Filistin arasındaki çatışmayı gösterirken arada kalan bir aşkı anlatır. Eski Ahit’te geçen bu hikayede Samson İsrailli, Delilah Filistinlidir.
Delilah,Samson’ın gizli gücünü ortadan kaldıracak zayıf noktasını bulacak ve böylece Filistinliler Samson’ı yenebileceklerdir. İlk zamanlar Samson, Delilah’ı her seferinde kandırarak Delilah’a sırlarını vermez ve Delilah da başarılı olamaz. Ancak aradan geçen süreler sonunda Delilah ve Samson birbirlerine aşık olur. (Kimi kaynaklar Delilah’ın Samson’a aşık olduğundan bahsetmez.)
Samson, aşık olduğu kadına sırrını açıklar ve gücünü Tanrı’ya adamış olduğu uzun saçlarından aldığını söyler. Saçlarını kesmemesi bir nezir yeminidir ve aynı zamanda içki içmemesi de Tanrı’ya adanmışlığını ortaya koyar. Delilah onu oyuna getirip beraber oldukları gece Samson’u dizlerinde uyutur ve uyurken de saçlarını keser. Uyandığında gücü kalmayan Samson Filistinliler tarafından yakalanarak hapse atılır ve gözleri oyularak değirmende köle olarak çalıştırılır.
Saçları uzadıkça eski gücünü kazanan Samson kölelikten kurtulur ve Filistin halkını ortadan kaldırmaya yemin eder.
bu esere ait bir arya ve dansı sunacağım