gelmez elimden ötesi&Didier Malherbe & Loy Ehrlich – Hadouk

Düdüğü saksafon gibi çalan Didier Malherbe,multienstrümantalist Loy Ehrlich ve el yapımı garip aletlerden müteşekkil davuluyla perküsyoncu Steve Shehan’ın performansıyla büyülediği Fransız Hodouk trio.Sizi müzik ziyafeti ile başbaşa bırakırken ruhumdan dökülenleri de yazmadan edemedim 🙂

haluk’un
dizelerdeki
aşk ve müzik hikayeleri

gelmez elimden ötesi

aldırmazlığın yetmemiş gibi
acısına kalbimin
hesap nedir bilmeden
üzgün üzgün bakıyorsun
hani bir dahasına der gibi
esip girmek istiyorsun rüzgar olup
penceremden
sığınmak istiyorsun yüreğime
uzun yıllar ötesinden
bir liman gibi
yoldaş desem
değildin
sevdaya ise
yetmemişti yüreğin
bulmanı dilemiştim ya aradığını ardından
daha ne istiyorsun
çalıp kapımı
söylenmemiş sözlerim var diyorsun şimdi
çapkın bir satıcı gibi
nasıl da cüretkarsın
yüz çevirdiğin
alıp başını gittiğin zamanlara ne demeli
bence saklamalısın artık
sözlerini kılıfında dilinin
ve kalmalısın neredeysen
hem de telaş etmeden
korkmadan yine de
her şeye rağmen
affettim her halini
bilirsin
izleri kalır yılların
geçip gittiği yetmezmiş gibi
korunmasız bırakır yürekleri
ürkek ve
yorgunum şimdi
dayanamam büyük dalgalanmalara
dilerim
yolun açık ve aydınlık olur
başka bir şey diyemem
gelmez elimden ötesi

not:
Ha => büyük
Dou => dalga

yusuf haluk yorulmaz
16 eylül 2017 12.41

Reklamlar

gel de gör

haluk’un
dizelerdeki
aşk ve müzik hikayeleri

gel de gör

göze almalısın dünyayı
yanacak olsa bile canın
beklentin yüksek olsa da
uymasan saflığıma
hiç katlanamazdın belki dahasına
düşünsene kaç kez aldandığını
hangi güç yapabilir bunu sana
benden başka
üzülür gidenine de
unutursun sonra
büyülenir de üstelik
nasıl kollarıma atılırsın bir daha
çok şey söylediler sana hakkımda
aksine inanma
bir sözcük değilim yalnızca
baharım
rahmetim
deryayım diyorum anlasana
durma yoldaşım
davetim var
düş yoluma
kısaca aşk de adıma
olmazsam olmaz yaşam
gel de gör
dağlarım yaralarını bir bir
şifa olurum sana

yusuf haluk yorulmaz
05 08 2017 22.05
size iki farklı ezgi ile dizelerimi sunuyorum;
füzyon denemesi 🙂
Leyla ile Mecnun – Leyla Aşkın gücü – Can Atilla

Juan Vicente Torealba/Venezuela & George Dalaras buluşması

Torrealberos- denilen kendi grubunu kurdu(1950) ve Venezuela!nın en ünlü arp sanatçısı haline geldi. 1917 yılında Karakas (Venezuela) doğumlu besteci Juan Vicente Torrealba.(Eserin sözleri ise Germán Fleitas Beroes’e ait( La Victoria 1940 17 Temmuz) bir olan avukat , tarihçi, yazar ve Venezuellalı politikacı.)

hypathia &beyaz geceler

İSKENDERİYELİ HYPATIA [Maria Dzielska]

Hypatia’nın kim olduğunu sorsanız, alacağınız yanıt büyük olasılıkla “415 yılında İskenderiye’de keşişlerin (ya da, daha genel anlamda yobaz Hristiyanların) linç ettiği güzel, genç, çok tanrılı kadın düşünür” olacaktır.Kendisi ünlü filozof,matemekçi ve gök bilimci Theon’un kızıdır.Babasına Euclid ‘in bir eserine şerh koyarken yardım ettiği söylenir; zira babası onun matematik eğitimini de üstlenmiştir. Hypatia,büyük kütüphane(museon) de ders veren pagan bir filozof kadın iken, henüz ortaya çıkmakta ve hızla büyümekte olan Hristiyanlığın bağnazlarının masum bir kurbanıdır; öldürülmesi ise tarihte, Yunan tanrılarıyla beraber, sorgulama özgürlüğünün de ortadan kalkışının bir simgesi olarak ele alınmıştır.
Hypatia’nın Avrupa kaynaklarında ilk ortaya çıkışı on sekizinci yüzyıla rastlar. Tarihe Aydınlanma adıyla geçen şüphecilik döneminde Hypatia, kimi yazarlarca dini ve felsefi polemiklerde araç olarak kullanılmıştır.
Hypathia, kişisel benliğin everensel ben ile birlik kurabileceğini savunmuş ve Ammonis Saccas’ın yolunu ( İskenderiye Okulu’Yeni Platonculuk)takip ederek dinler arasındaki benzerlikleri araştırmış ,dinlerin kaynakları ile ilgili araştırmalar yapmıştır.
Gençliğinde ateşli bir Protestan olan John Toland, 1720’de uzun bir tarih makalesi yayımlamıştır; başlığı “Hypatia, ya da Layık Olmasa da Herkesçe Aziz Cyril diye bilinen başrahibin gururunun, kıskançlığının ve zulmünün tatmini için İskenderiye ruhbanınca parçalanan pek güzel, pek erdemli, pek bilgili ve her alanda yetenek sahibi bir hanımefendinin yaşamı”dır. Toland aktardıklarını onuncu yüzyıla ait bir ansiklopedi olan Suda gibi kaynaklara dayandırsa da, daha başlangıçta, insanlığın erkek kısmının “güzellik ve bilgeliğin vücuda gelmiş hali”nin öldürülmesi yüzünden sonsuza dek utanç içinde yaşayacağını söyler; “böylesine güzelliğe, masumiyete ve bilgeliğe vurulacak yerde, barbar ellerini onun kanı, ruhlarını da tanrı korkusu bilmeyen katillerin iflah olmazlığıyla lekeleyebilecek denli vahşi ve medeniyetsiz yaradılışta olanlar aralarından çıktığı için” erkekler her zaman utanç duymalıdırlar. Toland, Hypatia’nın yaşam ve ölümünü anlatırken, başrahip Cyril’in önderliğindeki İskenderiye ruhban sınıfından söz eder: “Bu korkunç eylemin perde arkasında bir dinadamı, bir başrahip, hattâ bir aziz vardı; dinmez öfkesinin cellatları ise emrindeki ruhban sınıfıydı.”
Makale dini çevrelerde çalkantılara yol açmış ve kısa bir süre sonra Thomas Lewis’ten bir risaleye karşılık gelmiştir: “Hypatia’nın Yaşamı, İskenderiye’li Hayasız Bir Kadın Öğretmen. Aziz Cyril ve İskenderiye Ruhbanını Bay Toland’ın iftiralarından Korumak Amacıyla.” Her şeye rağmen Toland’ın yapıtı Aydınlanma’nın seçkin kişilerince olumlu karşılanmıştır. Voltaire, Hypatia figürünü kilise ve vahiyle gelen dine olan başkaldırısını dile getirmek için kullanmıştır. “Examen Important de Milord Bolingbroke ou le Tombeau du Fanatisme” (1736) adlı yapıtında Aziz Cyril ve İskenderiye ruhban sınıfından, Toland’ınkinden çok da farklı olmayan bir üslupla söz eder. Hypatia’nın öldürülmesi, “Cyril’in papaz traşlı köpeklerin yobazlardan oluşan bir sürüye sırtlarını vererek işlediği hayvanca bir cinayet”tir. Voltaire’e göre öldürülmesinin nedeni Yunan tanrılarına, akılcı doğa yasalarına ve dayatılan dogmalardan bağımsız insan aklının yapabileceklerine olan inancıdır. Yani bağnazlık dahileri böyle şehit, ruhları da köle etmektedir.
Toland ve Voltaire’in indirgeyici anlatıları, doğruyla yanlışın birbirine karıştığı Hypatia efsanesinin başlangıcı olmuştur. Eski kaynaklara danışırken daha özenli olsalardı, çok daha karışık bir kişilğin farkına varabilirlerdi. “Batılın ve cehaletin bu kurbanı” yalnız mantığın sağaltıcı gücüne inanmakla kalmıyor, vahiy aracılığıyla tanrıyı da arıyordu. Hepsinden önemlisi, katı bir ahlak düşkünüydü; çileciliği savunmada Voltaire ve diğerlerinin “gerçeğin ve ilerlemenin” amansız düşmanı ilan ettiği dogmacı Hristiyanlardan hiç de geri kalmazdı.
Hypatia efsanesi, on dokuzuncu yüzyıl ortalarında doruk noktasına ulaşmıştır. Charles Leconte de Lisle, Hypatie adlı şiirinin iki değişkesini ilki 1847, ikincisi 1874 yıllarında olmak üzere yayınlamıştır. İlk değişkeye göre Hypatia, Voltaire’in iddia ettiği gibi bir Hıristiyan “komplo”suna değil, tarihin yasalarına kurban gitmiştir. Leconde de Lisle, tarihin tek kültürle ya da inanç dizgesiyle bir tutulamayacağı fikrinden yola çıkarak Hypatia’nın ölümünü hazırlayan koşulları tarihsel kopuşa bağlar. Hypatia’nın dönemi yerini yavaş yavaş kendine özgü kuralları ve normları olan yeni bir döneme bırakmıştır. Eski tanrılara inanan, mantık ve kösnül güzellik aşığı Hypatia, tarihin değişen koşullarına adanmış simgesel bir kurbandır. “İnsanlık, durmak bilmeksizin ilerlediği yoluna çıkınca yıktı, lanetledi seni.”
Şiirin ikinci değişkesinde Leconte de Lisle, Hypatia’nın ölümünü Hıristiyanlık karşıtı bir açıdan yeniden ele alır. Suç artık “tarihsel gereklilik”te değil, Hristiyanlıktadır.
(Not: Hypathia,tarihin gördüğü en güzel ve ilgi çekici kadınlarından biri olduğu söylenmektedir.Belinden aşağıya dek uzanan güzelim saçları ile nefes kesecek kadar güzelliktedir ve hem de adını matematikçi,filozof ve astronom olarak yazdıracak kadar da zeki bir kadındır..Tajik bir ölümü olmuştur;Üzerine çullanan onca erkeğin darbeleri ile son nefesini veren ve cesedi dokaklarda süründürülen eti kemiğinden midye kabukları ile ayrılan ama ne olursa olsun çok güzel ve yaşadığı zamandan ileride olan bir kadın olarak tarihin sayfalarına adını yazdırmıştır…Kanımca bu suç hangi dinden olursa olsun bağnazlığın,karanlığın ,cehaletin eseridir ve çağımızda hala işlenmektedir …Nice “hypathia” lar var ,ölümleribire bir aynı olmasa da çektikleri çileler ve yaşıdığı toplumun ilerisi bir zamanda yaşamış ve trajik ölümleri nice değerli bilim ve sanat kadınlarımız var bizim de ;Prof. Türkan Saylan,Prof. Bahriye Üçok,Doç Dr. Behice Boran,yazar Sevgi Soysal,ilk Türk tiyatro kadın oyuncusu Afife Jale vb…..

haluk’un
dizelerdeki
aşk ve müzik hikayeleri

beyaz geceler

çırılçıplak masumiyete
soyunmuş
ilahi aşka adanmış
yol arayan aklı
tanımayıp prangayı zinciri
ve bilmezken fitneyi
almış cellatlar canını teninden
ses etmemiş kimseler
suçlamaktansa aziz bilineni
ödenir sanılmış
bakirenin kanının kefareti
üşüşürken üzerine çakalları sözde azizin
isyan etmiş sevgisizliğe
son bakışı son nefesi
umarsız
yükselirken sonsuzluğa güzelliği
bilgeliği
sabırsızlanıp harelenmeye
hesapsızca
haykırmış karanlığa tan yeri gibi
yolcu uyan
boş yere akıyor zaman
bulamadan ışığını
yürüyemez
beceremeden yanmasını
öğrenemezsin aşkı ateşi
bilemezsin
nasıl da
bekler durur ufuklar sırası geleni
istemez misin
beyaz gecelerini görmeyi
diye son bulmuş sözleri

10 06 2017 11.33 yusuf haluk yorulmaz
bütün “hypatia” ların ruhuna armağan olsun emeğim ,dizelerim…

Debussy nin eserinden yola çıktım ; çünkü La fille aux cheveux de lin , Fransız besteci Claude Debussy’nin müzikal bir kompozisyonu olan bu eser Leconte de Lisle’nin eponymous adlı şiirinden alıntılanan parça(hypathia efsanesine yazılmış şiir ), müzikal sadeliği ile bilinmekte ve bu sabah dinlerken etkilenip araştırdım..(bilgilendirmelerde yanlışım varsa lütfen affediniz; alıntıdır tüm bilgiler.. )Ruhum da isre istemez Neoplatonizm ile dile geldi sanırım !!!

Ek Bilgi;Yeni Platonculuk adıyla da anılan Neoplatonizm, Antik çağ sonlarında dinle felsefenin birleşmesi ile oluşan sadece filozofik değil daha ziyadesi ile teozofik, Hermetik hatta mistik bir akımdır.Yeni Platonculuk İskenderiye’de Plotinos’tan ziyade onun hocası Ammonius Sakkas tarafından ortaya atıldığından bu öğretiye ‘İskenderiye Okulu’adı verilir. İskenderiye Okulu Öğretisi diğer adıyla Neoplatonizm, ilk Hristiyanlıkla, Müslüman ülkelerde gelişen tasavvufi felsefeyi büyük çapta etkilemiştir. Hatta İslam tasavvufu bu felsefeden doğdu da diyebiliriz. Sudur (Emanation/Emanasyon) ilkesi Sufizmin temelidir. İslam tasavvufundaki “Külli Ruh, Külli Nefis,Külli Akıl” kavramları hep bu öğretiden kaynaklanmaktadır. İsa’nın doğumundan sonra Hiristiyanlığın ilk yüzyılında bu Yeni-Platoncu düşünceler Hiristiyanlıkla birleşerek çağlar boyu devam edecek Hıristiyan mistisizminin temelini atmıştır.

yalnızlık dedikleri

haluk’un
dizelerdeki
aşk ve müzik hikayeleri

yalnızlık dedikleri

kederine anıların
ötesine korkuların
dibine karanlıkların
çağırıyor
yalnızlık dedikleri
ellerine istiyor teslimiyetimi
kodeslere esaretimi
yüklenerek yüreğime
umutlarımı yitirmemi belki
bilmiyor
bir çeşit delilik olduğunu öğrendiğimi
unutmuş ya da
kuytularından vazgeçtiğimi
beklemediği
gün olup doğacağını yüreğime sevgili
sahte sarhoşluğunda yudumlayacakken zaferini
yalnızlık dedikleri
ödeyecek
sevgimizle kefaretini

yusuf haluk yorulmaz
20 08 2016 12.01
Adriana Mezzadri – Mas que la claridad (bg subs)
bilenler biliyor ; dizelerimin şarkının sözleri ile direkt bir ilgisi yok;
yorumcunun ve melodinin etkisiyle oluşturduğum hikayeyi dizelerime döktüm, hepsi bu!

Alfonsina Storni&Alfonsina y El mar;yıllar yılı öncesi

Mar del plata plajından açılıp atlantik okyanusunda ihtihar etmiş olan Arjantinli şair Alfonsina Storni için, Ariel ramírez ve Félix Luna tarafindan yapılmış bir şarkıdır “alfonsina y el mar”. Bence en güzel yorum Mercedes Sosa’ta ait…
Alfonsina Storni,1892 Yılında İsviçre’de Sala Capriasca’da doğmüş. Ailesinin bir tarafı İtalyan diğer tarafı İsviçreli. Alfonsina dört yaşından iken ailesi Arjantin’e göç etmiş. Babasının ölümünden sonra, ailesinin geçimine katkıda bulunabilmek için çok değişik işlerde çalışmış. Bir yıl boyunca tiyatro oyuncusu olarak Arjantin’i dolaştıktan sonra 1910 Yılında öğretmenlik diploması alarak san Juan’daki bir ilkokulda öğretmenliğe başlamış. Ayni yıl ilk şiir kitabını yayımlayıp ve dönem sonunda Buenos Aires’e gitmiş. 1912 de evlilik dışı bir oğlu olmuş. Devlet okullarında ve gazetelerde çalışarak geçimini sağlamış.
Bir çok şiir ödülü kazanarak ve 1923’te “edebiyat profesörü” olmuş. 1935’te meme kanseri nedeniyle ameliyat geçirip, Üç yıl sonra kanser yinelemiş. 25 ekim 1938’de Alfonsina, Mar del Plata’da kendisini okyanusa atarak intihar etmiş.

haluk’un
dizelerdeki
aşk ve müzik hikayeleri

yıllar yılı öncesi

yıllar yılı öncesi
almadan nefesine meltemi
terk etmiş
derin uykuya ruhunu
bürünmüş denize teni
aradım
bulamadım
çoktan silmiş zalim dalgalar
kumsalda izleri
şimdi
dinliyorum şarkısında
ufuksuzluğa yitirilmiş umutlarını
küskün notalar taşımıyor
denize salınmış güllerin hüznünü
sığmıyor kabına gözlerimin buğusu
düşüyor kor gibi ellerime
şimdi de değil zaman
yıllar yılı öncesi

17 08 2016 21.49
Mercedes Sosa’nın ,Alfonsina’nın bu hüzün dolu hikayesini sesi ve yorumuyla anlatırken,ben de şairin ruhuna dizelerimi gönderiyorum!
Duygusal bir adamım ,ne yapayım !Alfonsina y el Mar (MERCEDES SOSA),bence siz de bu hikayeye,dizelerime ve şarkıdaki yoruma zaman ayırın derim !

yiten aşkın hediyesi

Biagio Antonacci ( Milan , 9 Kasım 1963 ) bir olan şarkıcı-söz yazarı ve gitarist İtalyan .13 08 2016 19.15 sularında;
yine tesadüfen bir müzik eseri dinledim ve yine sonuç değişmedi,
yazdım ezgiye dizelerimi!
Ciao Tristezza (con testo) Biagio Antonacci

haluk’un
dizelerdeki
aşk ve müzik hikayeleri

hiç sormadan iliştin yastığıma
fark etmedim
usulca girdiğini kapımdan oysa
kim söyledi çağırdığımı seni
nasıl bildin yüreğimdeki fırtınaları
ve buldun elinle koymuş gibi beni
şimdi
akıyorsun yaşlarla eksilmeden yüreğimden
selam hüzün
selam yiten aşkın hediyesi

13 08 2016 19.15
yusuf haluk yorulmaz