“The Sound of Music”&Edelweiss

Neşeli Günler 1965 ABD yapımı müzikal filmdir. Özgün adı The Sound of Music’tir. 1959 tarihli aynı adlı Broadway müzikalinden uyarlanmıştır. Müzikalde olduğu gibi bu film de Howard Lindsay ve Russel Crouse’un kitabına dayanmaktadır. Filmin senaryosunu Ernest Lehman yazmıştır. Robert Wise filmin hem yapımcılığını hem de yönetmenliğini üstlenmiştir. Önemli rollerinde Julie Andrews, Christopher Plummer, Eleanor Parker, Peggy Wood ve Richard Haydn oynamışlardır. Filmin müzikleri Richard Rodgers ve Oscar Hammerstein II’a aittir.
“Neşeli Günler”, 1966 yılında 10 dalda aday olduğu Akademi Ödülleri’nden “en iyi film”, “yönetmen”, “müzik”, “ses” ve “kurgu” dallarında 5 tanesini kazanmıştı. Ayrıca ABD’de “kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli” filmler arasına seçilmiş ve Kongre Kütüphanesi’nin “Ulusal Film Arşivi”nde muhafaza edilmesine karar verilmiştir.
Edelweis adlı eseri ne zaman dinlesem alıp götürür beni Alp’lerin dinginliğine ; hoş sorsanız henüz Alp’lerin bir bölümünü yalnızca uzaktan görmüşlüğüm var , ancak insanın hayal dünyası ufuksuz olmalıdır diye düşünüyorum!
Eserin bestecisini araştırdığımda Richard Rodgers ismi ile karşılaştım;kendisi
Broadway’in en büyük bestecilerinden birisi (1902-1979). 900’dan fazla sarki, 40 tane de müzikal bestelemis.Kral ve ben,Sindirella ve Neşeli günler de bunlardan birkaçı…
Edelweiss ,yani bu çiçek 1907’de Avusturya imparatoru Franz Joseph tarafından dağcı birliklerinin sembolü haline gelmiştir. Ayrıca Hitler bile Kafkasların istilası için konuçlandırdığı birliklere bu ismi vermiş,ancak militarist düşünceli olmadığımı tüm dostlarım bilir,ilgimi çeken çiçeğin masumiyeti,Alplerin muhteşem tabiatı ve elbetteki müzikalitesidir…
Size “Andre Rieu” kalitesini doğal ortamının muhteşemliği ile sunuyorum….

Reklamlar

Cherbourg Şemsiyeleri

 

LES PARAPLUIES DE CHERBOURG (1964)
YÖNETMEN: Jacques Demy OYUNCULAR: Catherine Deneuve, Nino Castelnuovo, Anne Vernon, Marc Michel, Ellen Farner, Mireille Perrey SENARYO: Jacques Demy YAPIMCI: Mag Bodard (91 dk.)
Hayatın kendisi kadar gerçekçi bir aşk hikayesi ama filmdeki herkes şarkı söyler gibi konuşuyor! Dans etmiyorlar ama şarkı söylüyorlar! Bir müzikal ama türdeşlerine hiç benzemiyor! Ve karşınızda Jacques Demy’nin olağanüstü renklerle süslediği “Les Parapluies De Cherbourg”…
Fransa’nın Normandiya bölgesindeki küçük liman kasabası Cherbourg’da yaşayan 17 yaşındaki güzeller güzeli Genevieve ve annesi, beraber işlettikleri küçücük bir şemsiye dükkanıyla geçinmeye çalışmaktadırlar. Genevieve’nin çok sevdiği bir sevgilisi vardır. Guy büyük bir tamirci dükkanında çalışan çulsuz ama yakışıklı bir tamircidir. Kendisini yetiştiren büyükannesiyle yaşar. Genevieve ile dillere destan bir aşk yaşıyordur. Ancak birgün Cezayir savaşı için askere çağrılır. İki aşık zor bela ayrılırlar ve uzun bir süre mektuplaşamazlar bile… Bu süreçte Genevieve’nin hamile olduğu anlaşılır, ayrıca annesi güzel kızını zengin ve yakışıklı Roland ile başgöz etmeye çalışır. Başarılı da olur…
1964 yılı için bile çok sık rastlanan bu hikaye kalıbını, tüm diyalogları müzikal bir forma dönüştürülmüş halde filmleştiren Demy, bunun için en büyük desteği onun filmlerinin gediklisi usta müzisyen Michel Legrand’dan almış.Legrand’ın filmin her diyaloğunu bütünleyen besteleri belki hafızalara “Love Story”deki kadar güçlü melodik tohumlar atmamış belki ama yine de filmin en ünlü şarkısı “I Will Wait For You” dinleyenlerin hemen hatırlayacağı bir melodi olarak kendine yer açmayı başarmış
Bu arada o şemsiye dükkanı turistlerin ilgi odağı omaya devam ediyormuş…
Büyük bir aşkın zamana yenilmesinin hüzünlü filmidir bu

Le Concert

Anıları karıştırdığında insan tatlı sürprizlerle sanki zaman şimdi imiş gibi haz duyabiliyor;İşte tarih 20 Nisan 2013 ve saat 00:23 ü gösterirken ,  kıymetli arkadaşım  Dalia Maya sayfama bir paylaşım yapmış!….Gerisini gelin birlikte hatırlayalım….
“Konser” filminde, Yahudi asıllı ,Rumen yönetmen Radu Mihaileanu kimlik sorununu araştırmayı sürdürüyor. Ekibindeki Yahudi müzisyenleri koruduğu için, Brejnev tarafından işinden kovulan Rus orkestra şefinin, 25 yıl sonra gelen intikam öyküsü, filmde mizahla hüznü harmanlayan bir dille anlatılıyor. Mihaileanu’ya has traji-komik durumlar eşliğinde, Slav ırkı ve Yidiş Yahudi folkloru hakkında film ilginç tespitlerde bulunuyor.
Ekibindeki Yahudi müzisyenleri koruduğu için Brejnev tarafından işinden kovulan Rus orkestra şefinin öyküsünü, mizah ile hüznü harmanlayan bir sinema diliyle anlatıyor.

Olay, 1980 yılında, Rusya’da geçmektedir.BOLSHOI TIYATROSU ORKESTRASI şefi ANDREİ FİLİPOV ve bazı orkestra üyelerinin işlerine siyasi nedenlerle son verilmiştir. Şef, ünlü bir keman sanatçısı olan eşi ile birlikte Sibirya’ya gönderilmiştir. Eşi, orada vefat etmiştir.Dönüşünde, yaşamını sürdürebilmek için, daha önce orkestrasına şeflik yaptığı Bolshoi Tiyatrosu’nda kapıcı olarak çalışmaya başlamıştır.Bir gün, işine son verildiğinden haberi olmayan Paris CHÂTELET TİYATROSU’ndan orkestrasını konser vermek üzere Paris’e davet eden bir fax alır. Bunun üzerine Filipov, Paris’e gitmek için halen işsiz olan eski ekip arkadaşlarını toplamaya-toparlamaya başlar. On sekiz yıl önce, sürgüne gitmeden, küçücük kızını, bir viyolonsel sanatçısı olan komşusuna emanet etmiş bir daha da bulamamıştır. Bu komşu, küçük kızı bir viyolonsel kutusu içinde Fransa’ya kaçırmış, keman sanatçısı olarak yetişmesi için, eğitim almasını sağlamıştır.
Orkestranın da işbirliği ile bu tanınmamış küçük keman sanatçısı kızın Paris’te verilecek konsere solist olarak katılımı sağlanmıştır. Konserde, Filipov dışında, tüm orkestra ve kız gerçeği bilmektedirler…
İzleyeceğimiz bölüm, TCHAIKOVSKY’nin Keman Konçertosu ile taçlanan “LE CONCERT” isimli filmin nefis finalidir.

Pelagia’s Song

 

Corelli’nin Mandolini, Louis de Bernières tarafından kaleme alınan ve II. Dünya Savaşı sırasında Yunanistan’ın Kefalonia Adasında konuşlandırılan İtalyan Ordusu’nun yüzbaşısı ile yerli bayanın aşk hikâyesini anlatan Yüzbaşı Koreli’nin Mandolini adlı romanından uyarlanmış eser.
Yıl 1941, II. Dünya Savaşı sürmektedir. Almanlarla ittifak yapan İtalyanlar, Yunan adası Cephallonia’yı işgal etmeye başlarlar. Adada düzeni sağlamak üzere bir İtalyan topçu birliği adaya gelir. Birlikte yer alan subaylardan Yüzbaşı Corelli, bir yandan Yunanlarla yan yana barış içinde yaşamanın yollarını arar ve müzik festivalleri gibi etkinliklere katılırken, köy doktorunun güzel kızı Pelagia’ya aşık olur.
1943’te İtalyanlar Müttefik Kuvvetlerine teslim olarak taraf değiştirdiklerinde Yüzbaşı Corelli adayı Alman istilasına karşı savunmak zorunda kalacaktır.

Butch Cassidy and the Sundance Kid (Sonsuz Ölüm)&Raindrops Keep Falling on My Head

Sonsuz Ölüm 1969 ABD yapımı western macera filmidir. Özgün adı Butch Cassidy and the Sundance Kid olan film Aralık1971‘de Türkiye ‘de sinemalarda gösterime girmiştir.

Senaryosunu William Goldman‘ın yazdığı filmi George Roy Hill yönetmiş, önemli rollerinde Paul Newman, Robert Redford,Katharine Ross ve Strother Martin oynamışlardır. Yapımcılığını John Foreman‘ın üstlendiği filmin müzikleri Burt Bacharach ‘a aittir.

Tarihte gerçekten yaşamış olan banka ve tren soyguncusu Butch Cassidy (Paul Newman) ve ortağı The Sundance Kid‘in (Robert Redford) 20. yüzyıl‘ın hemen başında vahşi batıda ve Bolivya topraklarında geçen maceraları anlatılmaktadır. Film tarihi gerçeklere fazla bağlı kalmamış, uzak batının bu efsanevi suç ikonlarını günümüz seyircisine sevimli ve sempatik göstermiştir.

Film 4 Oscar ödülünün yanı sıra BAFTA ve Altın Küre dahil çeşitli yarışmalarda 17 ödül daha kazanmıştır. Filmin tema müziği olanRaindrops Keep Falling on My Head,(BJ Thomas tarafından seslendirilmiştir,Hal David and Burt Bacharach tarafından yazılmıştır)Burt Bacharach ‘a Oscar ve Grammy ödülleri başta olmak üzere birçok yarışmada ödül getirmişti. Müzik dışında “En İyi Senaryo” ve “En İyi Görüntü Yönetimi” dallarında da Akademi Ödülleri bu filme verilmişti. Yine bir ödüllü western olan Sam Peckinpah‘ın Vahşi Belde (The Wild Bunch) filmi ile aynı yıl gösterime girmesine rağmen, “Sonsuz Ölüm”ün alaycı ve alışılagelmişin dışında kalan mizahi yapısı, Peckinpah’ın vahşi ve şiddet içeren filmi karşısında daha çok puan topladı. Butch Cassidy ve Sundance Kid mecbur kalmadıkça öldürmüyorlar, ölüme giderken bile espiri yapabiliyorlardı.

“Sonsuz Ölüm” , 2003 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından “kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli” filmler arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi‘nde muhafaza edilmesine karar verilmiştir;

2007 yılında Amerikan Film Enstitüsü (AFI), filmi “tüm zamanların en iyi filmleri” sıralamasında 73.cü sırada ilan etmiştir.

1969 yılında henüz ünlenmemiş olan Sam Elliott‘un (d.1944) da filmde çok küçük bir rolü var. Filmin başında kumar oynayanlardan birini canlandırıyor. Sinemadaki ikinci filmi.

“Sonsuz Ölüm” filmindeki çetenin adı gerçekte “Wild Bunch” (Türkçesi:Vahşi çete) idi. Ancak birkaç ay önce Sam Peckinpah‘ınVahşi Belde (The Wild Bunch) isimli western filmi gösterime girmişti. Karışıklığı önlemek için filmdeki çetenin adı “Hole in the Wall Gang” olarak değiştirildi. “Hole in the Wall” Wyoming ‘de çetelerin sığınağı olan bir geçitin adıdır.

Film 9 dalda birden BAFTA ödüllerini kazanmıştı. Bu BAFTA ödülleri tarihinde bugüne kadar kırılamamış bir rekordur.

NOT:BAFTA;British Academy of Film and Television Arts; İngiliz Sinema ve Televizyon Sanatları Akademisidir. Oscar‘ın Birleşik Krallık‘taki dengi olan bu akademi her yıl film, televizyon, çocuk film ve televizyon eserleri ile iletişim ödülleri verir.

İkinci söyleyen ;Ünlü Brezilyalı caz vokalisti, Patty Ascher’dir.

sözün bittiği yer

Bu filmi ihanet sahnelerine kadar kaç kez seyrettiğimi size söyleyemem belki ama insanlığımdan utanarak sonunu çoğu kez getiremediğimi açık seçik söyleyebilirim !

haluk’un
dizelerdeki
aşk ve müzik hikayeleri

sözün bittiği yer

olsaydı
bir kaç yürekli adam
haykıran adaletsizliği
ve bunu anlayabilseydi diğerleri
belki
terk ederdi üslerini
korku dağlarının efendileri
olsaydı
bir kaç yürekli adam
yakabilen meşaleleri
ve yürüyebilseydi aydınlığa diğerleri
belki
girerdi kefenlerine karanlıklar
derin bir kış uykusu bitiverirdi
olsaydı
bir kaç yürekli adam
kendi halifesi
belki
kul kulun aklına
artık çöreklenemezdi
ve olsaydı
bir kaç yürekli adam
omuz omuza yürüyüp
yenebilmiş kibiri
belkileri bırakıp geriye
bulurdu insanoğlu
sözün bittiği yeri

yusuf haluk yorulmaz
24 02 2015 23.33

Romantizm&Franz Schubert


Bir öğretmenin çocuğu olarak 31 Ocak 1797 yılı tarihinde dünyaya gelen Schubert müzik tarihindeki ilk bohem tarzı yaşayan bestecidir. Bestecilik dışında hiçbir iş yapmayan Schubert, arkadaşlarının yardımıyla geçinebilmiştir. Schubert bir Beethoven hayranıydı; ancak Beethoven’in klasik tarzının yerine romantizme giden yolu açmıştır. Konudan konuya atlayan parçalı temalar kullanmıştır. Lirik minyatür tarzının olanaklarını ilk keşfeden bestecilerden biri olan Schubert’le beraber Impromptus popülerlik kazanmaya başlamıştır.Bohem yaşantısına rağmen sabah çok erken kalkan Schubert, her gün en az öğleye kadar çalışır, ardından arkadaşları ile buluşmak için Red Hedgehog’a giderdi. Burada içki içer, arkadaşlarıyla tartışırdı. Schubert’in müziği, hümanist özelliğiyle insanları kucaklar. İnanılmaz bir melodi zenginliği vardır.
Bugün sizlere yönetmenliğini Michael Haneke’nin üstlendiği Aşk (Fransızca özgün adıyla Amour), 2012 yılı yapımı drama filminin pianoda Alexandre Tharaud olarak soundtrack’inden eseri paylaşacağım ki bu film 85. Akademi Ödülleri ve 70. Altın Küre Ödülleri’nde “En İyi Yabancı Film” ödülünü kazanmıştır.